Çarşamba, 07 Aralık 2016 09:24

DİNE RAĞMEN !.. Özel

DİNE RAĞMEN !..

Memleketteki “muktedir” İslamcılar, gerçek niyetlerini çoğunlukla gizleyip (hem de İslamcı olmayanların yüreklerini ferahlatan cümlelerle) her geçen gün karanlık emellerine uzanan yolların taşlarını döşerken - elimizden hızla uçup giden - özel hayatımızın bir yerlerine, bizler, kaygı duymanın ötesinde “ne yapabiliriz”in derdindeyiz nicedir.

Artık, eğer yeterli kamuoyu ya da parlamento desteği yoksa lafı eveleyip geveleyen, varsa bütün değer yargılarını ayaklar altına alıp bildiğini okuyan bu güruhun niyetini okumaktan vazgeçmeliyiz. Niyet bellidir ve onlar için karanlık hedeflerine giden cümle yollar “makbuldür”. Biz dürüst ve namuslu insanların, bunlarla aynı fotoğrafta görünmemiz bile söz konusu olamaz. Onlar nasıl ki kendi karanlık hedeflerine uygun yollarda ahlaksızca “beraber yürümekteler”se, biz de kendi anlayışımıza uygun hedeflere, dürüstlükten sapmadan kararlılıkla yürümeliyiz.

Toplum yaşamının, akla gelebilecek bütün alanlarında, ya çöküş ya da sözcüğün tam anlamıyla yokuş aşağı gidiş söz konusu. Eğitim, refah düzeyi, dış politika, hoşgörü … hangi alana el atsanız elinizde kalıyor. Daha dün gündüz gözüyle atılan havai fişeklerle kutlanan AB üyeliği umudu can çekişiyor, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgesel kirli savaşların batağına batmış durumdayız, komşularımızla ve müttefiklerimizle ilişkilerimiz iyi değil, 3 Milyondan fazla sığınmacı, her an patlamaya hazır bir bomba gibi, ekonomi sürekli alarm veriyor, ABD Doları karşısında TL yerlerde sürünüyor, işsizlik % 10’u çoktan geride bırakmış, Kürt sorununun çözümü için gelinen nokta 1990’lı yılların daha gerisinde, iç barıştan söz etmek neredeyse olanaksız; ülke,  onlar ve diğerleri diye ikiye bölünmüş durumda, çocuk yaştaki insanlara taciz ve tecavüz olayları, kadın cinayetleri, tarikat skandalları ve iş kazaları gündemin sıradan maddeleri halinde …

Ve bu cümle olumsuzlukların müsebbipleri, bütün eleştirileri FETÖ ile birlikte, “üst akıllara”, “dış mihraklara”, “islamofobi”ye ve akla gelebilecek kendi dışındaki tüm isim, oluşum, devlet, siyasetçi vb’ye havale etmenin derdinde. Karl Marks’ın, “toplumların afyonu” diye nitelendirdiği din, bizim memlekette sünni islam kisvesi ve en acımasız biçimiyle karşımızda, muktedirlerin en önemli kalkanı durumunda. Hemen her konuda Tanrı, Peygamber, Kur’an ya da önemli bir dinsel kişilik referans gösterilirken, milyonlarca yıllık uygarlık, çağdaş hukuk ya da pozitif bilimlerin herhangi bir dalı kaale bile alınmıyor. Neredeyse her sokak başında yükselen camilerle çevrelenip kısıtlanan hayatımızda din, tek egemen öge olmanın hemen hemen arifesinde. Tabi ki burada kastettiğimiz din, Sünni İslamın ta kendisi. Başta Alevilik, Yahudilik ve Hristiyanlık olmak üzere, bütün dinler de bu çerçeve içerisinde soluksuz kalmış durumda..

Kuşkusuz bütün inançlar ve inançsızlıklar saygı değerdir. Ancak hepsinin hak ettiği saygının sınırı, diğer inanç ya da inançsızlıklara bizzat duyduğu saygı kadardır. O halde, bizim yapmamız gereken ilk şey, egemen inancın, bizim inanç ya da inançsızlıklarımıza saygı duyup duymadığını tespit etmektir. Bu anlamda saygı göstermeyen, saygı da görmemelidir. Her sokak başına cami dikenler, başka inançların ibadetleri için de ibadethaneler planlamalı, hayata geçirmeli, inançsızların da inançsızlıklarını korkusuzca yaşayabilecekleri ortamı sağlamalıdırlar. Değilse, herkesi “kendi inançlarına uygun yaşamaya zorlayarak cennetle ödüllendirmeye yönelik”  masumane (!) gerekçeleri daha ilk adımda yerle yeksan olacaktır. Madem ki inanç, inananla inanılan arasındaki bir konudur, üçüncü şahıslara ya da kurumlara da bu anlamda sadece ve sadece “halt etmek” düşmektedir..

Bir süredir bilinçli olarak ön plana çıkarılmak istenilen din, toplum yaşamının sadece bir alanıdır. Bize düşen, ondan çok daha önemli olan eğitim, kalkınma, dış politika … gibi konuları öne çıkarmak, dini de sadece olması gerektiği alanda değerlendirmektir. Şimdi, hayatımızın din kalkanı ile itile itile küçük bir alana sıkıştırılan büyük kısmına sahip çıkma zamanıdır. Her ne yapacaksak bir an önce ve kararlılıkla yapmalı, hem de her adımda dayatılan dine rağmen yapmalıyız ..

Öğeyi Oyla
(2 oy)
543 Okundu

Haldun Karabudak

21 Mart 1960 Sivas doğumlu. Ankara Üniversitesi SBF Basın ve Yayın Yüksek Okulu Radyo-Televizyon Bölümü'nü 1981 yılında bitirdi. 1985 – 1994 tarihleri arasında TSK Foto-Film Merkezi’nde yönetmen olarak çalıştı, “Silahlı Kuvvetler Saati”ni hazırladı.