Haldun Karabudak

Haldun Karabudak

21 Mart 1960 Sivas doğumlu. Ankara Üniversitesi SBF Basın ve Yayın Yüksek Okulu Radyo-Televizyon Bölümü'nü 1981 yılında bitirdi. 1985 – 1994 tarihleri arasında TSK Foto-Film Merkezi’nde yönetmen olarak çalıştı, “Silahlı Kuvvetler Saati”ni hazırladı.

Sayfa 1 / 10

BALIKÇI MİÇO

  • 19 Oca 2017

HER CUMARTESİ SAAT : 20.30'DA,  BALIKÇI MİÇO  Hilal Mah. 701. Sok. No : 24 Yıldız / Çankaya  439 08 60 - 0507 864 60 75

mico2
mico
mico3
mico4
mico5
mico35

SÜSLÜ RESTORAN

  • 18 Oca 2017

HER CUMA SAAT : 20.30'DA,  SÜSLÜ RESTORAN  Süslü Sok. No : 2 Mebusevleri / Tandoğan   212 10 64 - 212 10 74

22
5253294-1
IMG4150
5253272
Resim-024
suslu-restoran
ssl2
ssl4
ssl9
Resim-032

TÜRKÜLERİMİZİ,

HER CUMA SAAT 20.30'DA SÜSLÜ RESTORAN'DA  (Süslü Sok. No:2 Mebusevleri/Tandoğan   212 10 64 - 212 10 74)

HER CUMARTESİ SAAT 20.30'DA BALIKÇI MİÇO'DA (Hilal Mah. 701. Sok. No : 24 Yıldız / Çankaya  439 08 60 - 0507 964 60 75)

SÖYLÜYORUZ ...

"SANEM AĞLAMA" ADLI ALBÜMÜM, MÜZİK MAĞAZALARINDA, TTNET MÜZİK, AVEA MÜZİK, TURKCELL MÜZİK VE İ TUNES PLATFORMUNDA... DİLERSENİZ WWW.ESENSHOP.COM ADRESİNDEN SİPARİŞ EDEBİLİRSİNİZ ...
YAZDIKLARIMDAN DERLEDİĞİMİZ "HÂL" ADLI KİTABIMI HALEN ALAMAYAN YA DA KİTAPÇILARDA BULAMAYANLAR İÇİN :

İDEFİX sitesinden e-kitap versiyonuna ulaşmak olanaklı ..
İNTERNETTEN KİTABI ALABİLECEĞİNİZ ADRESLER :

http://www.idefix.com/kitap/hal-haldun-karabudak/tanim.asp?sid=FBAG6A03N5CV3X1VKNCV
http://imge.com.tr/product_info.php?manufacturers_id=3129&products_id=116705
http://www.pandora.com.tr/urun/hal/242393
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=588311
http://www.ilknokta.com/kitap/127838/Haldun-Karabudak/Hal.html
http://www.pegem.net/kitabevi/1-33902-Haldun-Karabudak-kitaplari.aspx
http://www.kitapadresi.com/kitapdetay.aspx?kid=219949-hal
http://www.kitapgalerisi.com/HALDUN-KARABUDAK_ar_136999
http://www.yenikitaplar.org/haldun-karabudak-w109148.html
http://www.hikmetkitap.com/module/kitap/YazarKitap_51193_haldun-karabudak.html
http://www.finalpazarlama.com/b2b/urunDetay.aspx?MAGAZAID=qI0CPAwM1yE=&STOK_KODU=Wn01uJprbQnNqKCcx0GkHQ==

DİNE RAĞMEN !..

Memleketteki “muktedir” İslamcılar, gerçek niyetlerini çoğunlukla gizleyip (hem de İslamcı olmayanların yüreklerini ferahlatan cümlelerle) her geçen gün karanlık emellerine uzanan yolların taşlarını döşerken - elimizden hızla uçup giden - özel hayatımızın bir yerlerine, bizler, kaygı duymanın ötesinde “ne yapabiliriz”in derdindeyiz nicedir.

Artık, eğer yeterli kamuoyu ya da parlamento desteği yoksa lafı eveleyip geveleyen, varsa bütün değer yargılarını ayaklar altına alıp bildiğini okuyan bu güruhun niyetini okumaktan vazgeçmeliyiz. Niyet bellidir ve onlar için karanlık hedeflerine giden cümle yollar “makbuldür”. Biz dürüst ve namuslu insanların, bunlarla aynı fotoğrafta görünmemiz bile söz konusu olamaz. Onlar nasıl ki kendi karanlık hedeflerine uygun yollarda ahlaksızca “beraber yürümekteler”se, biz de kendi anlayışımıza uygun hedeflere, dürüstlükten sapmadan kararlılıkla yürümeliyiz.

Toplum yaşamının, akla gelebilecek bütün alanlarında, ya çöküş ya da sözcüğün tam anlamıyla yokuş aşağı gidiş söz konusu. Eğitim, refah düzeyi, dış politika, hoşgörü … hangi alana el atsanız elinizde kalıyor. Daha dün gündüz gözüyle atılan havai fişeklerle kutlanan AB üyeliği umudu can çekişiyor, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgesel kirli savaşların batağına batmış durumdayız, komşularımızla ve müttefiklerimizle ilişkilerimiz iyi değil, 3 Milyondan fazla sığınmacı, her an patlamaya hazır bir bomba gibi, ekonomi sürekli alarm veriyor, ABD Doları karşısında TL yerlerde sürünüyor, işsizlik % 10’u çoktan geride bırakmış, Kürt sorununun çözümü için gelinen nokta 1990’lı yılların daha gerisinde, iç barıştan söz etmek neredeyse olanaksız; ülke,  onlar ve diğerleri diye ikiye bölünmüş durumda, çocuk yaştaki insanlara taciz ve tecavüz olayları, kadın cinayetleri, tarikat skandalları ve iş kazaları gündemin sıradan maddeleri halinde …

Ve bu cümle olumsuzlukların müsebbipleri, bütün eleştirileri FETÖ ile birlikte, “üst akıllara”, “dış mihraklara”, “islamofobi”ye ve akla gelebilecek kendi dışındaki tüm isim, oluşum, devlet, siyasetçi vb’ye havale etmenin derdinde. Karl Marks’ın, “toplumların afyonu” diye nitelendirdiği din, bizim memlekette sünni islam kisvesi ve en acımasız biçimiyle karşımızda, muktedirlerin en önemli kalkanı durumunda. Hemen her konuda Tanrı, Peygamber, Kur’an ya da önemli bir dinsel kişilik referans gösterilirken, milyonlarca yıllık uygarlık, çağdaş hukuk ya da pozitif bilimlerin herhangi bir dalı kaale bile alınmıyor. Neredeyse her sokak başında yükselen camilerle çevrelenip kısıtlanan hayatımızda din, tek egemen öge olmanın hemen hemen arifesinde. Tabi ki burada kastettiğimiz din, Sünni İslamın ta kendisi. Başta Alevilik, Yahudilik ve Hristiyanlık olmak üzere, bütün dinler de bu çerçeve içerisinde soluksuz kalmış durumda..

Kuşkusuz bütün inançlar ve inançsızlıklar saygı değerdir. Ancak hepsinin hak ettiği saygının sınırı, diğer inanç ya da inançsızlıklara bizzat duyduğu saygı kadardır. O halde, bizim yapmamız gereken ilk şey, egemen inancın, bizim inanç ya da inançsızlıklarımıza saygı duyup duymadığını tespit etmektir. Bu anlamda saygı göstermeyen, saygı da görmemelidir. Her sokak başına cami dikenler, başka inançların ibadetleri için de ibadethaneler planlamalı, hayata geçirmeli, inançsızların da inançsızlıklarını korkusuzca yaşayabilecekleri ortamı sağlamalıdırlar. Değilse, herkesi “kendi inançlarına uygun yaşamaya zorlayarak cennetle ödüllendirmeye yönelik”  masumane (!) gerekçeleri daha ilk adımda yerle yeksan olacaktır. Madem ki inanç, inananla inanılan arasındaki bir konudur, üçüncü şahıslara ya da kurumlara da bu anlamda sadece ve sadece “halt etmek” düşmektedir..

Bir süredir bilinçli olarak ön plana çıkarılmak istenilen din, toplum yaşamının sadece bir alanıdır. Bize düşen, ondan çok daha önemli olan eğitim, kalkınma, dış politika … gibi konuları öne çıkarmak, dini de sadece olması gerektiği alanda değerlendirmektir. Şimdi, hayatımızın din kalkanı ile itile itile küçük bir alana sıkıştırılan büyük kısmına sahip çıkma zamanıdır. Her ne yapacaksak bir an önce ve kararlılıkla yapmalı, hem de her adımda dayatılan dine rağmen yapmalıyız ..

HİMMET

  • 16 Ağu 2016

Bilinen – ya da bilenin bildiği – bir rivayettir. Pir Sultan, eşiğine gelip “Pirim el ver de gideyim” diye boynunu büken geleceğin “Paşası” Hızır’a, “Vermesine vereyim de, sen varır paşa olursun, vali olursun dönüp beni asarsın” der. Ne hikmettir ki Hızır da Pirinin sözünden çıkmaz (!) ve Pir Sultan Abdal’ı Sivas’ta astırır.

Bazı yarınları görmek için Pir olmaya da himmet erbabı olmaya da gerek yok aslında. Nasıl ki karşındakinin eline koyduğundan ötesi sıvanmayacaktır yüzüne, çarşambanın geleceği de ta giden perşembeden bellidir. Yılanla çuvala giriyorsan, ısırılmayı da göze almışsın demektir.

Yağmurlar yağar, yarıklar kapanır der bir atasözü.

Hele de bu memlekette, daha hava bulutlanırken kapanır “yarıklar”; günümüzdeki karşılığıyla “toplumsal hafızamız” zayıf mı zayıftır. Hem o kadar zayıftır ki neredeyse bu tespit üzerine kurulan siyasal ideolojiler hep iktidardır farklı zamanlarda, farklı isim ya da biçimlerle. İktidar değişir, daha dün oy verdikleri bir önceki iktidarı yerden yere vuran, onunla taban tabana zıt (!)  uygulamalara imza atan “yeni” muktedirin, “yepyeni” uygulamalarına alkış tutarken görürsünüz insanları. Ya da aynı iktidar, hüküm sürdüğü dönemin bir yerlerinde, önceki uygulamalarını, çaktırmamaya çalışarak çöpe atıp yeni (!) yolları adımlarken, “hakimiyetin bizatihi sahibi” millet de aynı yola yönelir usulca. Kalkıp eleştirirseniz, “Ne yani değişimin, gelişmenin karşısında mı dursaydık ?” derler. Bunun Türkçesi, “Ne yapalım rüzgâr yön değiştirdi”dir.

Bu kahrolası sarmal, var olan ulusal ve egemen inançsal gerçekliğin en belirgin özelliği olarak yüzyıllardır sürer bu coğrafyada. Alanın da satanın da razı olduğu bu hâl, dert olmuştur kimilerinin yüreğine. O kimileri, kanları, canları pahasına bu düzeni tersine çevirmenin uğraşındadır yüzyıllardır. Ne ki düzenin çarkından nemalananlar gibi nemalananları sırtında taşıyan halk da halinden memnun gibidir. O yüzdendir ki bu çarkın karşısına çıkanların derisi yüzülür, boynu vurulur; canlı canlı yakılırlar kimi zaman da ..

Eşiğinden içeri eğri odun bile girmeyenlerin torunları için ölüm de zulüm de yabancı değildir tarihin hiçbir döneminde .. Adlarının yanına “kızılbaş” notu düşülse de “dinsiz” notu düşülse de “vicdansız” yazamaz hiçbir kalem, hiçbir kâtip. Yüzyıllardır süren bu geleneğin on yıllardır da değişmediği ortada. Pir’in Hızır konusundaki öngörüsünü alıp,  takvimin bu yıllarına koyun; gerçeği göreceksiniz ..

GİDEMEMEK...

  • 4 Ağu 2016

(Bu kez bir futbol yazısı yazalım bakalım diğerlerinden daha çok tıklanacak mı ?)

Bir kaç vakittir irili ufaklı eleştiriler alan Aziz Yıldırım'a, ta Aykut Kocaman hakkındaki konuşmalarından önce "artık gitsen" demiştik. 3 Temmuz sürecindeki takdire şayan duruşuyla koca camiaya (hatta koca memlekete) önderlik eden, bir spor kulübünün nasıl yeniden organize olacağını Türkiye'ye öğreten Yıldırım, ne yazık ki yeşil sahalarda aynı performansı gösteremiyor.

Kendi döneminde Kurumsallaşma adına önemli adımlar atan, lakin kazandığından daha fazla sportif başarıyı kaybeden (üstelik bu sportif istatistiği, teknik adam ve sporcu yollarken onları suçlamakta kullanan) Yıldırım, kim bilir kaç kez, başarısızlığın ve ekonomik yetersizliğin kucağında çırpınan ezeli rakiplerine, son dakikada teslim ettiği kupalarla can verdi, şampiyonlar ligi ön elemelerinde sürekli kaybederek milyonlarca dolar/euro parayı kendi kasasının yerine ezeli rakiplerine armağan etti.

İletişim sorunları nedeniyle kulübün karşısına aldığı insanların sayısını tahmin etmek olanaksız. Her türlü sportif yarışmada sahaya çıkan takımlarımızın, hakemler ve karşı takım taraftarları nezdinde ekstra "düşman" bilindiği de orta yerde duran bir gerçek. 

Ve özellikle seyircinin maç ve oyuncu seçtiğinin net biçimde ortaya çıktığı şu son iki sezon, taraftar nezdinde, Sayın Başkanın hiç bir sempatisinin kalmadığını açıkça gösteriyor. Geçtiğimiz yıl yapılan flaş transferler ve bonservis ücretlerine verilen onca paranın karşılığı futbolda "sıfır kupa" olarak geri dönerken, ben dahil pek çok Fenerbahçeli, bunca önemli futbolcunun başına getirilen ve yetersizliği nedeniyle neredeyse tüm isimlerle kavgalı olan V. Pereira'nın yollanacağını düşünmüştük. Ne yazık ki Başkan yine rakipleri sevindiren hamlelere imza attı. Teknik adam yüzünden dağılan takımın yerine paralar harcanıp yenileri alınırken, hikmeti kendinden menkul Pereira, daha ilk turda takıma havluyu attıran isim oldu.Aykut Kocaman ve Ersun Yanal gibi başarılı isimleri kapının önüne koyuveren Sayın Başkanın, kendi gibi inatçı, kendi gibi iletişim özürlü ve üstüne üstlük kesinlikle başarısız bu adamla nasıl geçinebildiği gerçekten merak konusu.

Bu sezon belli ki kombine sayısı da, bilet satışı da kulübü asla sevindirmeyecek. Şimdi Başkan, büyük olasılıkla ve hep yaptığı gibi, şampiyonlar ligine atılan havluyu unutturup bilet ve kombine satmak için transfere girişecek. Alınan yeni  isimlerin yarısıyla muhtemelen kavga edecek Pereira da basın toplantılarında şov yapmaya devam edecek. Rakipler mi ? Muhtemelen Aziz Yıldırım'ın göreve devamı için dua  ediyor olacaklar ...

 

 

NEDEN ?

  • 2 Ağu 2016

Her şeyi anlamaya çalışmakla geçti ömür. Dünyayı, geçmişi, bugünü ..

Hep, gün gelip - en azından – bir şeylerin değişeceğine dair umudu, en kötü vakitlerde bile tazeleyerek ucu ucuna eklendi yıllar. Ne ki tazelenen umutlar, eskidiğiyle kaldı hep..

Geçenlerde sosyal medyada okumuştum. FETÖ tarafından “kandırıldığını” ifade edenler biri; “Yıllarca, çeşitli vesilelerle ziyaretine gittiğimiz Hoca Efendi, ziyaretimizin vesilesini daha biz söylemeden anlayıp, sorularımızı daha biz sormadan yanıtlardı. Biz de bu duruma şaşar kalırdık. Meğerse hepimizin telefonlarını dinlermiş.”  Benzeri açıklamalarda bulundu.

Bunun üzerine benim aklım da, 1970’li yılların Sivas’ına gitti. Yeni gelin olmuş ablam (Işıklar içinde uyusun) ailesiyle başka bir mahalleye taşınmıştı. O mahallede oturdukları apartmanın üst katında da, şimdi adını anımsayamayacağım bir “şıh” (şeyh) otururdu. Sabahlara dek gürültü patırtılı ayinler vs yüzünden uykusuz geçen gecelere olan tepkileri hiç tükenmemişti.

Neyse, konu bunlar değil zaten. “Şıh”larını ziyarete gelen gariban köylülerin elleri kolları hep dolu olurdu. Armağanlar, müritler tarafından alınır, daha sonra da sırayla “Şıh”ın makamına buyur edilirlerdi.  Çıkışta birbirlerine, “Yahu benim tavuk getirdiğimi nereden anladı ki ? Daha oturur oturmaz, “Niye zahmet ettin de tavuk getirdin ? diye sordu hikmetine kurban olduğum” şeklindeki konuşmalar, Sivas’ın her yerinde anlatılır dururdu. Orta yerde birkaç iskemlenin olduğu, iskemlelerin, “Yağ, bal, yumurta ve tavuk” iskemlesi diye öncede belirlendiğini, gariban köylülerin de getirdiği armağana uygun iskemleye oturtulduklarını bilmediklerini dinlerdik anlatıcılardan ..

Aradan geçen 40 yılda değişen, sadece biçimler olmuş..

Önceden belirlenen iskemleler yerine, telefon dinlemeler ..

Kandıranlar, kandırılanlar ve “kandırma konusu” hep aynı : Din ya da Türkiye’deki adıyla İslamiyet ..

Her şeyin yanı sıra herkesi de anlamaya çalışmakla geçti ömür..

Lakin “her şeyi” anlamakta zorlanmayan akıl, sıra “herkese” geldiğinde kayış kopardı sözcüğün tam anlamıyla..

Neden, üzerine bunca titredikleri inançlarını gözleri kapalı başkalarının vicdanına emanet ederler ?

Neden bir hayat biçimi belledikleri inançlarının aslında neler söylediğini ilk elden değil de birilerinin ağzından, niyetinden, işine geldiği biçimden öğrenirler ?

Neden başkalarının inançlarını “yok” kabul ederler ?

Neden hep “kaybeden, şehit olan, yoksullaşan” olduklarını hiç düşünmezler ?

Neden kendileri öteki dünyada olduğuna inandıkları cennet için bir ömür çalışıp çabalarken, birilerinin halis muhlis “dünya cennetlerinde” dünya nimetlerinin her birinden doya doya yararlandığını hiç düşünmezler ?

Neden, neden, neden ?

Bir 40 yıl daha kalmamışken ömürden;

Bu ucu bucağı olmayan “herkesi anlamaya” çalışma çabası neden ?

DİN TÜCCARLIĞININ

MÜNBİT TOPRAĞINDA FİLİZLENEN  AHLAK,

ANCAK  VE SADECE

ERKEKLİK  ORGANININ BOYUYLA ÖLÇÜLEBİLEN

AHLAKSIZLIKTAN BAŞKA NEYE ÇİÇEK AÇABİLİRDİ Kİ ?

VE O MÜNBİT BATAKLIĞIN “ENDEMİK AYDINLARI”

GÖZYAŞIMA (BİLE)  TECAVÜZDEN BAŞKA

NE DİYEBİLİR, NE YAZABİLİRDİ Kİ ? 

 

DEĞERLİ AĞABEYİM MUSA EROĞLU'NUN BESTESİ "HASRET BİTECEK" ADLI TÜRKÜYE DEĞERLİ DOSTUM YUSUF GÜVEN'İN REJİSİYLE ÇEKTİĞİMİZ KLİP, TTNET NÜZİK VE YOUTUBE (netd) PLATFORMLARINDA DA YAYINDA.

sercan-grkem-ve-salih-ile-yamata
sivas-tencere-program-seti
sinop-doya-doya-karadeniz-program---cem-krak-ile
sivas
smer-ezg-ve-nevzat-yldz-ile
stanbul-kr-saracolu-stadyumu
stanbul-taksim
stdyo-asc---ahmet-zgl-ile
tara0024
tencere-ekibi-ile-amasya-borabay-gl

Sayfa 1 / 10